Makarnayı hepimiz seviyoruz. Yaşamımızın bir döneminde mutlaka en çok yediğimiz yiyeceklerden olmuştur. Her kültürün yoğun tükettiği kompleks karbonhidratlar vardır. Ekmek, Pilav ve Makarna, bizim için bu rolü oynayan nimetler. Gel gelelim, Makarna uzun süredir sıradanlığı aşamayan büyük endüstriyel üreticilerin eline teslim ettiğimiz, ötesini yeterince keşfetmediğimiz bir gıda. “İstanbul’da iyi Makarna yemek için nereye gitmeliyim” sorusu için pek az yanıtımız var mesela (Semolina ve Fauna’ya sevgiler).

Sirkeci Garı’nda düzenlenen Makarna Festivali’ne işte bu alandaki gelişmeleri görmek ümidiyle katılmaya karar vermiştik. Ancak aklımızın bir köşesinde soru işareti vardı. Garda, 25 TL’lik biletle seans usulü girilen, içeride yediklerinizi ayrıca ödediğiniz festival formatı İstanbul Coffee Festival’dan tanıdığımız bir yöntemdi. Bambaşka bir tema olarak Makarna, aynı formatla başarılı olabilir miydi?

Belki olabilirdi ama ne yazık ki olamadığını gördük. Bir yemek festivalinde aradığımız cıvıltı, bolluk ve neşe burada yoktu. İyi bir şey söylemek istiyorum ama inanın, zor. Burası daha ziyade cansız bir fuar alanı gibiydi.

Tadım imkanlarının sınırlılığı, Cumartesi akşam seansında fotoğraflarda görebileceğiniz bitmek tükenmek bilmez sıraların oluşmasına neden olmuştu. Diğer yanda iyi işler çıkardığını bildiğimiz Burger Project ekibi ise insanlar Makarna yemek üzere buraya gelip kendilerine ilgi göstermediği için üzgün yüzlerle oturuyordu.

Doğrusu, bunu organizasyonu düzenleyen KreaTeam ekibinin kusuru olarak görmüyoruz. Yukarıda belirttiğimiz gibi, ülkemizin Makarna alanındaki zenginliği artırmak üzere alacağı çok yol var. O zenginlik ekonomik alanda inşa edilmeden, zenginliğin sergileneceği festival sahnesini kurmak pek olası değil.

Ekibe denedikleri için yine de teşekkür ediyoruz. Seneye de yaparlar mı? Etkinlik sayfasında yapılan yorumlara bakarak muhtemelen hayır. Yaparlarsa da bizi ikna etmeleri için çok daha fazla şey sunmaları gerekecek.