Ah… Sıra geldi Trabzon seyahatimizin en unutulmaz duraklarından birine. Hamsiköy

Dağlara uzanan yolculuğumuz, Trabzonluların “sosyalleşmek, dostluk ve samimiyet kurmak” için tercih ettiği Çömlekçi’de başlıyor. Sürmene yolculuğumuzdaki tersliklerden ötürü temkinliyiz. Gidişimizi, dönüşümüzü daha iyi planlamaya çalışıyoruz. Talihliyiz. Bu kez bize yardımcı olmak için çaba sarf eden harika insanlarla tanışıyoruz. Çömlekçi’de bindiğimiz dolmuşun kaptanında içten bir memleket hasreti var. “Ben de İstanbulluyum” diyor, bize yardım elini uzatırken. Ve öyle kolay hale getiriyor ki her şeyi, aylar sonra ona hala minnettarız.

Yolculuğumuz önce Maçka’nın merkezine uzanıyor. Oradan, dolmuş şoförümüzün telefonla ayarlaması sayesinde, dünyanın en sempatik taksi şoförü bizi alıyor. Hamsiköy’e kadar gidiş ve geliş için 50 TL’ye anlaşıyoruz. Tabii bu sırada turizm sezonunun kapandığını belirtelim. Sezonda daha yüksek rakamlar talep ederlerse şaşırmayın. Ayrıca sezonda, Maçka’dan Hamsiköy’e toplu taşıma araçları da kalkıyor olabilir.

Dağ yollarında hoş sohbetle yüklü, yemyeşil bir seyahat bu. Ben tabiatın canlılığından ne kadar etkilendiğimi ifade edince “Bu daha nedir ki” diyor şoförümüz, “Şimdi sonbahardayız. Siz bir de ilkbaharda görün buraları.”

Rakım yükseldikçe içimiz oksijen ve heyecan doluyor. Basınç düştükçe uyuklar gibi alıyoruz ama şansımıza, öyle tatlı bir serinlik var ki döndüğümüz her köşenin keyfini çıkarıyoruz. Nihayet yarım saat kadar sonra, namı dillerde gezen Sütlaç diyarı, tüm güzelliğiyle beliriyor.

Burayı tek kelimeyle özetleyelim size: Huzur…

Dersimizi iyi çalışmak gibi bir adetimiz var, malum. Gelmeden önce Hamsiköy’de nerede Sütlaç yenir diye biraz karıştırıyoruz Google’ı. İki el ön plana çıkıyor. Osman Usta ve Niyazi Usta.

Şoförümüzün favorisi Osman Usta. “Ne yakar, ne de fındık serper” diyor bize. Yakmaması, fırınlamıyor manasında. Anlıyoruz ki Osman Usta Sütlacı en saf haliyle sunuyor.

Buranın yerlisi, hayvanlarının Sütünü bir kooperatife verirmiş. Sütlaç ustaları da ihtiyaç duydukları taze Sütü bu kooperatiften alırmış. Hamsiköy’deki Ustaların esas sırrı, bu doğal Sütü, Kaymağını ayırmadan tüm muhtevasıyla kullanmaları.

Osman Usta, bu Sütün tabiatını tanımak için öncelikle tercih etmeniz gereken mekan diyebilirim. Önünüze gelen kasenin beyazıyla kontrast oluşturan ve insanın içini açan sarı rengiyle Sütlaç, nasıl bir tecrübe yaşayacağınızı daha görüntüsüyle müjdeliyor.

Ama kabuğunu fotoğrafladıktan sonra bir de içini görselleştirmek istiyoruz. Çünkü içiyle, dışıyla, kokusu, damağa dokunuşu ve yaydığı lezzetle özel. Şekeri tam dozunda. Şöhretini kesinlikle hak ediyor.

Bu arada yan masamız da dolu. Ama onlar biraz hayal kırıklığına uğruyor. Zira mekanın Köftesi de sevilirmiş ve Trabzon’un merkezinden buraya kadar onun için gelmişler. Yeterince ziyaretçinin olmadığı bir mevsimde sürekli Köfte yapılmadığını işitince üzülüyorlar. Turist mevsiminde giderseniz tatmak isteyebilirsiniz.

Derken bize bir şey batıyor sevgili okur, anlarsın ya. Hani midemizde daha yer var, sinyali alıyoruz. Biz hesabımızı alıp biraz dolaşsak mı Hamsiköy’de ne?

İyi ki de dolaşıyoruz. Bu güzel köyü farklı perspektiflerden görme imkanı buluyoruz. Az önce yediğimiz harika Sütlacın var olmasını sağlayan cennetlik inekler bizi pek takmadan sakince otluyor. Bu dağlar, bu manzara, içimizde bir yere dokunuyor ve titretiyor. Ruhumuzun yükünü alıyor desek yeridir.

Ah, orada işte. Niyazi Usta‘yı bulduk. Kaçar mı bizden?

Buranın yeşile bakan, daha göz alıcı bir manzarası var ve mekana artı değer katıyor. Ama esas maharet elbette Sütlaçta.

Niyazi Usta, nihai ürününü verirken alışkanlıklarımızı Osman Usta kadar sorgulamıyor. Güveçte fırınlanmış Sütlacımızın üzerinde, gördüğünüz gibi cömertçe serpilmiş bir miktar Fındık da var.

Sütlacın malzemesi, az önce yediğimizdeki kadar iyi. Ve doğrusunu söyleyelim, alışkanlıklarımız gastronomik açıdan makul bir yola karşılık geliyor. Sütlacı fırınlamak, tadı çok boyutlu hale getirirken Kuruyemiş kullanmak ek yağ dokusunun yanı sıra, beyne haz dalgaları gönderen kıtır bir doku teşkil ediyor.

Burada yediğimiz Sütlacı, Niyazi Usta daha iyi pişirdiği için değil ama geleneksel tercihlerimizi uyguladığı için biraz daha etkileyici buluyoruz. Öyle ki oburluk günahına pişkinlikle batıyor ve bir tane daha söylüyoruz. Etti üç. Bir tane daha yer miyiz? Yeriz. Ama sindirim sistemimizden ziyade aklımız “Yeter, dur artık, saçma salak işler yapma” diyor.

Arada bir aklımızı da dinlemek gerek. Gerisin geri dönüyoruz. Film adeta başa sarılıyor. Taksimizle önce Maçka’ya, sonra yine dolmuşla Trabzon merkeze.

Dönüş yolunda ikna olmuş durumdayız; iki mekanı da ziyaret etmek en doğru karardı. Deriz ki öncelikli tercihiniz, her iki ustanın da sunduklarını deneyimlemek olsun. Böylesi hem tat almanızı, hem ders çıkarmanızı sağlıyor. Zenginleştiğinizi hissediyorsunuz. Ama tek tercih yapma şansınız varsa, doğallık için Osman Usta, lezzet patlaması için Niyazi Usta bir adım önde.

Trabzon’a geldiyseniz, yarım gününüzü mutlaka Hamsiköy’ün havasını solumaya ayırın sevgili dostlar. Mutlaka memnun kalacaksınız.

İlgili Yazılar